Hoş Sada

26.7.2009 · Kategori: Beyaz


Leyla

"Barındırmaz mısın koynunda, ey toprak?" derim, "yer pek";
Döner, imdâdı gökten beklerim, heyhât, "gök yüksek".
Bunaldım kendi kendimden, zamân ıssız, mekân ıssız;
Ne vahşetlerde bir yoldaş, ne zulmetlerde tek yıldız!
Cihet yok: Sermedî bir seddi var karşında yeldânın;
Düşer, hüsrâna, kalkar, ye'se çarpar serserî alnın!
Ocaksız, vâhalar, çöller; sağır, vâdîler, enginler;
Aran: Beynin döner boşlukta; haykır: Ses veren cinler!
Şu vîran kubbe, yıllardır, sadâdan dûr, ışıktan dûr;
İlâhî, yok mu âfâkında bir ferdâya benzer nûr?
Ne bitmez bir geceymiş! Nerden etmiş Şark'ı istîla?
Değil canlar, cihanlar göçtü hilkatten, bunun, hâlâ,
Ezer kâbûsu, üç yüz elli, dört yüz milyon îmânı;
Boğar girdâbı her devrinde milyarlarca sâmânı!
Asırlardır ki, İslâm'ın bu her gün çiğnenen yurdu,
Asırlar geçti, hâlâ bekliyor ferdâ-yı mev'ûdu!
O ferdâ, istemem, hiç doğmasın "ferdâ-yı mahşer"se...
Hayır, kudretli bir varlıkla mü'minler mübeşşerse;
Bu kat kat perdeler, bilmem, neden sıyrılmasın artık?
Niçin serpilmesin, hâlâ, ufuklardan bir aydınlık?
O "aydınlık" ki, sönmek bilmeyen ümmîd-i işrâkı,
"Vücûdundan peşîman, ölmek ister" sandığın Şark'ı,
Füsünkâr iltimâ'âtıyle döndürmüş de şeydâya;
Sürükler, bunca yıllardır, o sevdâdan bu sevdâya.

Hayır! Şark'ın, o hodgâm olmayan Mecnûn-i nâ-kâmın,
Bütün dünyâda bir Leylâ'sı var: Âtîsi İslâm'ın.
Nasıldır mâsivâ, bilmez; onun fânîsidir ancak;
Bugün, yâdıyle müstağrak yarın, yâdında müstağrak!
Gel ey Leylâ, gel ey candan yakın cânan, uzaklaşma!
Senin derdinle canlardan geçen Mecnun'la uğraşma!
Düşün: Bîçârenin en kahraman, en gürbüz evlâdı,
Kimin uğrunda kurbandır ki, doğrandıkça doğrandı?
Şu yüz binlerce sönmüş yurda yangınlar veren kimdi?
Şu milyonlarca öksüz, dul kimin boynundadır şimdi?
Kimin boynundadır serden geçip berdâr olan canlar?
Kimin uğrundadır, Leylâ, o makteller, o zindanlar?
Helâl olsun o kurbanlar, o kanlar, tek sen ey Leylâ,
Görün bir kerrecik, ye's etmeden Mecnûn'u istîlâ.

Niçin hilkat zemîninden henüz yüksekte pervâzın?
Şu topraklarda, şâyed, yoksa hiç imkân-ı i'zâzın,
Şafaklar ferş-i râhın, fecr-i sâdıklar çerâğındır;
Hilâlim, göklerin kalbinde yer tutmuş, otâğındır;
Ezanlar nevbetindir: İnletir eb'âdı haşyetten;
Cihâzındır alemler, kubbeler, inmiş meşiyyetten;
Cemâ'atler kölendiı: Kâ'be'ler haclen... Gel ey Leylâ;
Gel ey candan yakın cânan ki gâiblerdesin, hâlâ!
Bu nâzın elverir, Leylâ, in artık in ki bâlâdan,
Müebbed bir bahâr insin şu yanmış yurda, Mevlâ'dan.

Mehmet Akif ERSOY

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Kalbimin tomurcuğu

14.6.2005 · Kategori: Beyaz

1975 yılının Ağustosunda sıcak bir gün öğle vakti 12:30 sularında doğmuşum.Anneme fazla zorluk çektirmediğim söyleniyor. (En azından doğarken...) Tek çocuk olmanın keyfini dahi süremeden daha 4 yaşında 2 erkek kardeşim oldu. Durumum tahmin edilebilir sanırım. Haylaz 2 veletle senelerimi geçirdim. İçinden böcek çıkan şekerler, sokaktaki kedilerin üstüme fırlatılması, su savaşları... Ölesiye korkardım kedilerden. Ta ki Kara Kızımın annesi Kontes hanım bebeğini bizim dolapta doğurmaya karar verene kadar. Anne ve yavrusunu dolabı açıp bulduğum anda attığım çığlığı asla unutmuyorum. Kediler hayatıma işte böyle girdi. Emr-i vaki ile kısaca. Bir kedi yavrusunu okşamanın verdiği o tatlı heyecan , içimi doluran o ılık sevgi... Evinize bir kedi alma gafletinde bulnduğunuz an eviniz elden gitti demektir. Çünkü kedili mekanların tek hakimi kedilerin ta kendisi olur. 13 yaşında kaybettiğimiz kedimiz Yumak bizimle yaşadığı yıllar boyunca hepimizi harika yönetmiş:))

Yıl 2001 , aylardan mayıs. Bir köşede kimbilir hangi dert için ağlıyorken benimle ağlayan cılız bir sese kulak vermemle o an yaşamımın değişeceğini bilemezdim. Evim 3. kattaydı. üşenmeden aşağıya inip sesin sahibini aramaya başladığımda minicik patileriyle bana koşan siyah beyaz dünya tatlısı bir kedi yavrusu ile karşılaştım. Tahminimce 2-3 haftalıktı. Annesini aramaya koyulduk beraberce.Ama bulamadık.Eve çıkıp ceketimi aldım ve sevgili kedimi minik bir sepete koydum birlikte veteriner ablamızın yolunu tuttuk. Tahminde haklıymışım küçük kedim henüz 3 haftalıkmış. Elinde kedi yavruları için biberon olmadığından dolayı veteriner bana köpek yavruları için kullanılan emziği verdi. Eve dönerken süt, pamuk bir parçada kıyma alıp o akşamı yalnız geçirmeyeceğim düşüncesi ile gülümsediğimi hatırlıyorum.Adını Tarçın koydum.Hayatımda gördüğüm en yaramaz kedi yavrusu ile yaşayacağımı bilmiyordum. İlk günler oldukça usluydu.Meğer zemin tesbiti yapıyormuş:))

O zamanlar hem okul hem dershane arasında mekik dokuduğum için eve ancak akşam saat 10 da girebiliyordum. Onu ihmal etmemeye calısıyordum. Yalnız bırakılmasının cezasını sabaha kadar benimle oynayarak geçiriyordu.Öyle güzel biberonla süt içerdi ki Tarçın'ı beslemekten çok zevk alıyordum. Saçlarımın arasında uyur mırıltılarıyla beni mest ederdi. Mutlu olduğunu düşündükçe bende mutlu oluyordum. Ailemin yanına dönme zamanı geldiğinde otobüste bana hiç sorun çıkarmaması ne kadar zeki olduğunu gösterir di mi:)

Bir tanecik Tarçınımı yanıma almama izin verdikleri için İsmail Ayaz otobüs firmanına hala müteşekkirim.Yaklaşık 10 saatlik yol boyunca Tarçın kucağımda uyudu canı sıkıldıkça ellerimi kemirdi.Acıktıkça biberonundan süt içti. Ve çay servisi esnasında az daha muavinin eline zıplıyordu. Çünkü kek hastasıydı.Daha janjanlı kabı açmadan kokusunu duyar kek neredeyse anında bulurdu.Muavin hem bana hem Tarçına kek bırakmak zorunda kaldı.

Neler yaşadık neler onunla. Arada yazmak beni rahatlatacak sanırım. Çünkü Tarçın'ı çok özledim.

Kara gözlü , beyaz çoraplı küçük soytarım,eve her gelişimde seni görememeye hala alışamadım....

 

***Yukarıdaki resimle Tarçın'ın bir alakası yok aslında. Benim güzel kızım siyah beyaz bir sokak kedisiydi.Ama bu resim bana onunla gecirdiğim zamanları hatırlattı.

Kalıcı Bağlantı Yorum (7) Yorum yaz!